Kişisel marka olmak için bir  kafede laptop yeter mi?  

Kişisel marka olmak için bir  kafede laptop yeter mi?   

Bir çok çalışanın hayali istifa edip kendi işini kurmak. Bu konuyu biraz irdeleyelim.

Avrupa’da bağımsız çalışan oranı %23. ABD de işletmelerin %84 ünde çalışan yok. Tek kişilik sistemler. Ülkemizde kayıtlı ve bağımsız çalışanların oranı ise %9.

Beyaz yakalı arkadaşların %62 si 2 yıl içinde “bağımsız girişimci” değimiz çalışma şekline geçmeyi hedefliyor. Fotoğraf acı aslında çünkü bu büyük çoğunluğun işinde çalışırken aklının başka yerde olduğu ve verimsizliği gösteriyor.

Gerçek şu ki; kitlenin çoğu için bu bir hayalden ibaret. O patrona ve o sevmedikleri işe devam etmek zorundalar. Çünkü pazarlama yetenekleri ve kişisel markaları yok. Çünkü bunun gerekliliğine inanan sayısı çok düşük.

Yeni nesil farkında ama…

 

Yeni nesil mevcut düzende çalışanların işgücünü kiraladığının, sabrın bir erdem olmaktan çıktığının farkında. Ancak ondan sonrasının çok farkında değil. Aylık kazancı olan işinden istifa edip; meşhur kahve mekânında laptopunu açıp özgürleşeceğini sanıyor birçoğu. Bu hayali gerçekleştirecek olanlar %5i geçemez. Bağımsız olmayı bir kafede laptopla uzaktan çalışmak sanmak, tam bir hüsrana doğru koşmaktır. Herkes bunu yaparsa fiziki işleri kim yapacak? Acaba niş sandığımız iş genel, genel sandığımız işler niş mi olacak?

Girişimcilik bir ruh halidir. Herkes girişimci olmak zorunda da değildir. Düzenli bir maaş ve net bir sorumluluk alanı olması da birçok kişi için büyük konfor olabilir. Çok yönlü düşünmeden istifa etmek mantıklı olmayabilir.

Bireysel marka olmak tek başına bir kadro olmaktır. Motivasyonunu da enerjini de kendin üreteceksin. Kimse seni motive etmeyle uğraşmayacak çünkü. Ayrıca bir gelir düzeni oturtmak zaman alır. Bir birikimin olmak zorundadır. Çünkü başarılı hiçbir kişisel markanın tek bir gelir kaynağı olmaz. Mutlaka bir pasif gelir kapısı oluşturmuşlardır. Olayın iç yüzü instagramda göründüğü gibi değildir.

Çalışanlar “ne uzuyoruz ne kısalıyoruz” diyor. Bu bazı kişiler için bulunmaz nimettir. Bu bakış açısında uzamak demek yıllık gelirin 1- 1.5 milyondan 2.5-5 milyona çıkması ve para artırabilmek demektir. Bu o kadar kolay olsa işletmeler çalışan bulamazdı. Demek ki bazı zorluk ve zorunlulukları var.

Önce girişimci ruha sahip olduğundan emin olmalısın. Çünkü girişimci başkasının işinde gün içinde çalışırken kendi işinde 24 saat çalışabileceğini bilir. O bu hayattan keyif alır. Çalışmayı sever. Girişimciysen topluma problem çözebilen bir bakış açısıyla bakmayı bileceksin. Kişisel markana iyi bakıp büyüteceksin. Tüm bu etkenleri stratejik bir planla yönetemeyen girişimci hüsrana uğramak zorundadır.,

Yani girişimci tarafın zayıfsa işinde çok iyi olmak yetmez. Büyük holdinglerde yöneticilik yapıp; kendi işini kurduktan sonra hüsrana uğrayan çok örnek var. Geçmişte başarı getiren bazı refleksler artık çalışmıyor. “Çok deneyim veya bilgi sahibiyim. Bunun karşılığını alırım” düşüncesi aslında hiçbir anlam ifade etmiyor. Doğru markalaşmış daha az tecrübeli bir rakip sizi anında yutabilir. Çünkü neyi nasıl yapacağını çözmüş, markasını tasarlamış, ürün, pazarlama, teklif vs tüm modellemelerini oluşturmuş ve pazarda görünen bir rakibe karşı tecrübe ve bilgi hiçbir şey yapamaz.

“Kendi işini kurma” fikri beraberinde büyük bir savaşa girmeyi gerektirir. Savaşta başarı içinde doğru silahlara sahip olmayı zorunlu kılar.

Yetenek ve uzmanlık bu savaşta çok temel konulardır. Bunun üzerine konacak çok şey var. Kişisel markanız oturmuş ve çalışır olmak zorunda. Dijitalde görünür olmalısınız. Markanızın değerleri etrafında bir topluluk şekillenmeli. Bunlar bir kafede laptop başında oturarak yapabilen çok az kişi vardır..